Sözlü gelenekte bir türkü, onu bilen kişi söylediği sürece yaşar. Yazılı kayda geçişi tek bir işle değil, birbirini izleyen üç işle olur: birinin türküyü söylemesi, birinin bu icrayı yerinde dinleyip…
Sözlü gelenekte bir türkü, onu bilen kişi söylediği sürece yaşar. Yazılı kayda geçişi tek bir işle değil, birbirini izleyen üç işle olur: birinin türküyü söylemesi, birinin bu icrayı yerinde dinleyip kaydetmesi ve birinin ezgiyi nota yazısına çevirmesi. Üç halka tamamlandığında elde edilen şey yalnızca bir söz metni değildir, sözün kimden, nerede ve ne zaman alındığını gösteren künyeli bir kayıttır.
Fark pratikte şurada ortaya çıkar. Künyesi olmayan bir söz metni yalnızca kendisini anlatır. Künyeli bir kayıt ise metnin geldiği yeri, onu aktaran kişiyi ve derleme anını da anlatır. Bir türkünün yöreden yöreye neden değiştiğini merak eden okur, cevabı çoğu zaman sözlerde değil bu künyede bulur.
Derleme, halk bilimi çalışmalarında araştırmacının ürünün yaşadığı yere giderek onu yerinde tespit etmesidir. Türkü söz konusu olduğunda bu iş masa başında yapılamaz. Ezgiyi ve sözü bilen kişinin bulunduğu yere gidilir, çalışma o kişinin icrası üzerinden yürür. Sahadaki ürünü saptayan kişiye derlemeci, ürünü bilip derlemeciye aktarana kaynak kişi denir.
İcranın kaydedilmesi tek başına derleme sayılmaz. Kaydın yanına icranın kim tarafından, nerede ve ne zaman yapıldığı da yazılır. Bu notlar tutulmadığında geriye yalnızca bir ses kaydı kalır. Kaydın araştırmaya elverişli hale gelmesi, bağlamını taşıyan bu bilgilerle birlikte gerçekleşir.
Kaynak kişi, türküyü bilen ve derlemeciye aktaran kişidir. Halk ezgilerinin büyük bölümü anonimdir, yani yakıcısı ya da bestecisi bilinmez. Bu nedenle kaynak kişi eserin sahibi değildir. O, aktarım zincirinin görünür ve adı yazılabilen halkasıdır. Kayda geçen bilgi de kişinin adından ibaret kalmaz.
Bu alanlar içinde en çok gözden kaçan, kişinin türküyü kimden öğrendiği sorusudur. Oysa aktarım zincirini bir kuşak geriye taşıyan tek bilgi odur. Kaynak kişinin yaşı ve yöresiyle birlikte okunduğunda, bir sözün hangi dönemde ve hangi çevrede dolaşımda olduğu hakkında fikir verir. Meslek bilgisi de işe yarar, çünkü bir türkünün düğünde mi, tarlada mı yoksa ozanlık geleneği içinde mi taşındığını çoğu zaman bu ayrıntı gösterir.
Türkülerin dağınık kayıtlar olmaktan çıkıp sistemli biçimde toplanması iki büyük çalışmayla başladı. İlki Dârülelhan’ın Anadolu gezileri, ikincisi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Muzaffer Sarısözen yönetiminde sürdürdüğü gezilerdir. İkisi yöntem ve ölçek bakımından farklıdır.
|
Ölçüt |
Dârülelhan gezileri |
Ankara Devlet Konservatuvarı gezileri |
|---|---|---|
|
Dönem |
1926-1929 |
1937’de başladı, on sekiz gezi boyunca sürdü |
|
Gezi sayısı |
Dört gezi |
On sekiz gezi |
|
Kapsanan alan |
Adana, Gaziantep, Urfa, Sivas, Konya, Kastamonu, Trabzon ve Erzurum hattı |
67 ilde 246 yerleşim yeri |
|
Kayıt aracı |
Fonograf ve yerinde nota yazımı |
Ses kayıtları, derleme fişleri, mum ve taş plaklar |
|
Toplanan ezgi |
Dört gezide yaklaşık bin ezgi |
Yöre yöre genişleyen kapsamlı bir ezgi arşivi |
|
Yayımlanma |
Anadolu Halk Şarkıları ve Halk Türküleri defterleri |
Notaya alınıp arşiv kayıtlarına geçirildi |
İki dönemin ortak yanı, kaydın yalnızca ezgiden ibaret olmamasıdır. Fonografla alınan kayıtlar, sonraki dönemde mum ve taş plaklar ve her kayda eşlik eden derleme fişleri birlikte saklandı. Bugün bir türkünün yöresi tartışıldığında tartışma çoğunlukla bu fişler üzerinden yürür. Ses kaydı icrayı, fiş ise icranın koşullarını taşır.
Notaya alma, derlenen ezginin nota yazısına aktarılmasıdır. Sözü yazmak görece kolaydır, ezgiyi yazmak yorum gerektirir. Yazan kişi duyduğu icrayı bir ölçüye, bir diziye ve belirli süre değerlerine yerleştirmek zorundadır. Bu yerleştirme sırasında icranın bazı özellikleri kağıda tam olarak geçmez.
Zorluk en çok uzun havalarda görülür. Uzun hava için serbest ritimli ya da usulsüz gibi tanımlar kullanılır, ancak icrada tam bir serbestlik değil, yazıya kolay dökülmeyen bir iç ritim vardır. Uzun müzik cümleleri, süsleme ve nüans zenginliği aynı sorunu büyütür. Bu nedenle alan içinde yaygın kabul gören yaklaşım, notayı bir amaç değil yardımcı bir araç saymak ve onu anlaşılır, işlevsel biçimde yazmaktır.
Bunun pratik sonucu şudur: aynı icra iki ayrı kişi tarafından notaya alındığında iki nota birbirinin tıpatıp aynısı olmayabilir. Bu tek başına birinin hatalı olduğu anlamına gelmez, nota yazısının icraya ne kadar yaklaşabildiğiyle ilgilidir. Notayla ses kaydını birlikte kullanmak bu yüzden tercih edilir.
Bir arşivde harf sırasına göre dizilmiş türkü sözleri arasında gezinirken sözlerin yanındaki alanlar metnin kendisi kadar bilgi taşır, çünkü aynı adı taşıyan iki kaydı birbirinden ancak bu alanlar ayırır. Türk Halk Müziği repertuvar kayıtlarında bu alanlar belirli bir düzen içinde tutulur.
Bu alanlar birbirinin yerine geçmez. Derleyen ile notaya alan çoğu kayıtta aynı kişi olabilir, ancak iki ayrı iş yaparlar: biri sahada tespit eder, diğeri ezgiyi yazıya geçirir. Kaynak kişi ise ikisinden de ayrıdır. O, kaydın yapıcısı değil kaynağıdır. Repertuvar numarası da yalnızca bir sıra etiketi değildir, aynı adı taşıyan farklı kayıtları birbirinden ayırmayı sağlar.
Birinci neden geleneğin kendisidir. Sözlü gelenekte bir türkü tek bir metin olarak dolaşmaz. Aynı ezgi başka bir yörede başka sözlerle, bilinen bir söz kalıbı başka bir ezgiyle karşımıza çıkabilir. Buna varyantlaşma denir ve derleme kayıtlarında iki ayrı künye olarak görünür. Yani farklılık her zaman hata değildir, çoğu kez geleneğin normal işleyişidir.
İkinci neden derleme sürecinin kendisidir. Aynı türkü değişik zamanlarda değişik kaynak kişilerden derlenmiş olabilir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın halk müziği kaynaklarında da aynı durum açıkça kayıtlıdır: bir türkü farklı kurumların arşivlerinde farklı kişiler adına yer alabilmekte, esas kaynak kişiyi ve derleyiciyi belirlemek uzun süreli çalışma gerektirmekte ve bu belirsizlik sürmektedir.
Üçüncü neden kayıt zincirindeki insan payıdır. Kaynak kişinin yöreyi temsil gücü, derleyenin yöntem bilgisi ve ezgiyi notaya alan kişinin dikkati kaydın niteliğini doğrudan etkiler. Alan içinde dile getirilen eleştiriler de sıklıkla bu noktalara işaret eder. Bu yüzden tek bir künyeyi kesin sonuç saymak yerine, aynı türküye ait başka kayıtlarla yan yana okumak daha sağlam bir yoldur.
Türkü Dostları, türkü sözlerini, notaları ve türkü hikayelerini bir arada tutan çevrimiçi bir Türk Halk Müziği arşividir ve 16 Nisan 2002 tarihinden bu yana yayındadır. Bir türkü sözü sayfasında sözlerle birlikte repertuvar ve yöre alanları yer alır. Bu iki alan, önündeki metni bir derleme kaydına bağlayan doğrudan halkadır.
Derleme ekseninde çalışmak isteyen okur için arşivin bazı bölümleri doğrudan bu işe uygundur. Derleme Türküler bölümü bu başlık altındaki kayıtları bir arada listeler. TRT Repertuvarı bölümü repertuvar kayıtlarını listeleme mantığıyla sunar. Varyantlı Türküler bölümü aynı türkünün farklı biçimlerini görmeyi kolaylaştırır. Türkü Notaları ve Ezgi Notaları bölümleri sözle ezgiyi birlikte çalışmaya imkan verir. Uzun Havalar bölümü ise notaya alma tartışmasının en yoğun olduğu türü ayrı bir liste olarak tutar.
Derleme mantığını bilen okur bir türkü sözüne baktığında yalnızca metni görmez. Metnin arkasında onu söyleyen bir kaynak kişi, icrayı yerinde saptayan bir derleyen ve ezgiyi yazıya geçiren biri olduğunu bilir. Bu üç adım kaydedilmişse türkü artık tek bir belleğe bağlı değildir. Tartışılabilir, karşılaştırılabilir ve gerektiğinde düzeltilebilir bir kayda dönüşmüştür.
42 Haber, güncel, doğru ve tarafsız habercilik anlayışıyla Türkiye ve dünyadan gelişmeleri okuyucularına ulaştıran dijital haber platformudur. Tüm içerikler telif hakları kapsamında korunmaktadır.
Yorum Yap